top of page

Persepolis: Bir Devrimin Karanlık Hatıraları….

Güncelleme tarihi: 7 Nis 2023


Bir ülke düşünün. Bir devrimle yıkılan, karanlıklara boğulan…

Sizi 1978 öncesi İran’ına götüreyim. Kadınların özgürce yaşadığı, halkın mutlu olduğu, demokrasinin işlediği laik bir ülke. Devrimle birlikte kadınların hakları ellerinden tek tek alındı. Kadınlar kapatılmaya zorlanıldı. İşte böyle başladı ülkenin karanlığa boğulması.

Bu animasyon filmi, sizin tarihe tanıklık etmenizi sağlıyor. Filmde, Şah’ın devrilmesinin ardından gücü elinde tutan İslamcı tahakküm, kadınlara çarşaf giyme zorunluluğunun getirilmesi, kadın kimliğine yöneltilen yargılar, nefret ve ithamlar, ülkenin şeriata göre yönetilmesi gibi konular yer alıyor. İslam devrimine, kadının toplumda konumlandırılışını Marjane’nin gözünden hep birlikte bakıyoruz. Persapolis filminde İran’ın sosyolojik yapısı, devrimin sonuçları çok güzel anlatılmış.

Marjan, sevgi dolu, laik bir ailede büyümüş bir kız çocuğudur. Mutlu bir çocukluk geçiren Marjan İran devrimine tanık olmuştur. Film, başrolde oynayan Marjane’nin havaalanındaki sahnesi ile başlamaktadır. Marjane burada yetişkin birisidir. Ardından film onun çocukluğundan devam etmektedir. Devrim öncesi İran, özgür ruhlu insanlardan oluşmaktadır. Partiler düzenleyen, istediği kıyafeti özgürce giyebilen insanlar… Marjane’nin ailesi de laik, sanat düşkünü, bilime önem veren modern bir ailedir. Fakat İran halkı, yönetimin başında bulunan Şah’dan memnun değildir ve gitmesini istemektedirler. Şahın devrilmesiyle birlikte İran karanlığa boğulur. Yeni rejim eskisine göre daha baskıcı ve zorbadır; İran halkına dünyayı zehreder. Tabi tüm bunlardan Marjan’ın ailesi de nasibini alır. Rejimin bu baskından çocukları için korkan ailesi Marjane’yi biraz büyüyünce Viyana’ya gönderir. Viyana’da başka bir Marjen’in ortaya çıktığını, bazı fikirlerinin burada şekillendiğini görürüz. Marjane, Avrupa’da bir yandan özgür bir hayat sürerken, bir yandan da kendisini suçlu hissetmektedir. Ailesi İran’da baskıcı rejim etkisindeyken kendisi istediği her şeyi özgürce yapıyordur. Ailesinin de özlemine daha fazla dayanamayan Marjane, ülkesine geri döner. Ama umduğunu bulamaz ve iyice mutsuzluğa gömülür. Marjane, bir gece rüyasında tanrıyı görür. (Filmde tanrı figürünün bir erkek olduğunu görürüz)


Marjane, depresyondan çıkıp üniversiteye gitmeye karar verir. Ama ne yazık ki burada da baskıcı rejimin yansımalarını görecektir. Diğer tüm hemcinsleri gibi o da erkekler tarafından hor görülür ve dışlanır. Fikirleri önemsenmez, konuşulmasına bile izin verilmez. Ama tüm bunlara rağmen Marjane, fikirlerini özgürce ifade edebilmektedir. Filmde 2 kişi, Marjane’nin karakterinin şekillendirmesine yardımcı olmuştur: annesi ve büyükannesi. Büyükanne, zor, laik, her fırsatta rejimi eleştiren bir tiptir. Bunlar Marjenin güçlü bir insan olmasına yardımcı olmuştur.


Filmin bir sahnesinde şöyle bir diyalog gerçekleşmektedir. Marjane, dersine yetişmek için koşar. Ahlak Polisi (!) ona koşmamasını çünkü koşarken müstehcen yerlerinin sallandığını söyler, Marjane de onlara bakmamalarını söyler.


Temelinde film, kadınların sosyal yaşamda nasıl rollere uygun görüldüğünü gözler önüne sermektedir. Kadınlara niye böyle roller yükleniyor? Kadınlar neden kaderlerine mahkûm kalmak zorundalar? Burada karşımıza toplumsal cinsiyet kavramı çıkmaktadır. Feminizm konusu içinde önemli bir yere sahip olan toplumsal cinsiyet kavramı, kadın ile erkek arasındaki farklılığın biyolojik unsurlar yanında toplumsal ve kültürel olarak da oluşturulduğunu ifade eder. Kavram aynı zamanda cinsler arasındaki eşitsizliği de ele alır. Tanım, biyolojik ve fiziksel bir algıdan çıkıp bambaşka bir boyuta gelmiştir. Erkeğin irade olarak kadınlardan üstün olduğunu iddia eden bir kesim var. Bunların temel amacı kadınlar üzerindeki hâkimiyeti iyice arttırmaktır.


Bu rolleri kaldırmak, kadının yerini iyileştirmesi için ne yapılması gerekir? Kadının kendisini gerçekleştirebilmesi için ekonomik özgürlüğünü eline alması gerekir. Böylelikle daha güçlü bir konuma gelecektir. Kadının ataerkiyi değiştirebilmesi için önce kendilerinde bir değişimden başlaması gerektiğini söyleyen Hooks’a göre kadınların bilinçlerini yükseltmeleri gerekiyordu (Hooks, 2016: 19). Kadının bu zihniyetle mücadele etmesi demek, içinde bulunduğu ekonomiyle, statüsüyle de mücadele etmek demekti. Kadınların eğitime atılması bu eşitsizliği az da olsa azaltacaktır. Çünkü kadınlar eğitimle bilinçlenecek, haklarının farkına varacaktır. Topluma göre kadın, bir işte tek başına başarılı olamaz, erkeğe muhtaçtır. Hâlbuki ayakları yere sağlam basan bir kadından daha güçlüsü yoktur. Kadınların başarısı ya küçümsenmiş ya da buna büyük bir kıskançlıkla engel olunmuştur. Yeri gelmiş maalesef ki başarılı bir kadına iftira dahi atılmıştır. Çoğu toplumda kadınların rolleri esas olduğu halde erkeklerin rollerinden farklı, onlardan daha az saygın olmuşlar ve onlardan daha altta yer almışlardır. Onların görünmezliği, bu eşitliğin sadece bir göstergesidir (Ritzer ve Stepnisky, 2018: 297).

Evliliklerde de kadının pek aktif olmadığını görüyoruz. Onun boşanma gibi bir tercih yapması söz konusu bile değildir. Çünkü bu durumda kadın, ailesi ve çevresi tarafından kötü bir konuma gelecek, küçümsenecek ve dışlanacaktır. Bu hak sanki sadece erkeğe aitmiş gibi gösterilerek kadının hukuki bir hakkı olan boşanma hakkı toplum tarafından kadından alınır. Kadın, erkek bakış açısı tarafından baskı altında tutulmuş bir obje ve kurbandır (Arat, 2010: 74). Geçmişten günümüze hâkim olan ataerkil zihniyet, toplumları daima sarmıştır ve ne yazık ki sarmaya da devam de etmektedir.



Kaynakça


Adam Kültür Sanat Yayıncılık.

Berktay, F. (2000) Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın. İstanbul: Metis Yayınları.

Berktay, F. (2010) Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları, Hülya Durudoğan (ed.)

Butler, J. (2008) Cinsiyet Belası: Feminist Kimliğin Altüst Edilmesi, Çev. Başak Ertür.

Dökmen, Z. Y. (2004) Toplumsal Cinsiyet. İstanbul: Remzi Kitapevi. Fine, C. (2011)

Felsefenin Kadına Bakışı. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

Gündoğan Yayınları.

Hooks, Bell (2016) Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika, Çev. Ece Aydın vd.

İstanbul: Bgst Yayınları.

İstanbul:Metis Yayınları.

Kepekçi, Egemen (2012) Hegemonik Erkeklik Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği

Mümkün mü?. İstanbul: Kadın Araştırmaları Dergisi.

Oksaçan, E. H. (2012) Eşcinselliğin Toplumsal Tarihi. İstanbul: Tekin Yayınevi.

Putnam Tong, Rosemaria (2006) Feminist Düşünce, Çev. Zafer Cirhinlioğlu. İstanbul:

Ritzer, G ve Stepnisky, J. (2018) Modern Sosyoloji Kuramları, Çev. Himmet Hülür. Ankara: De ki Basım Yayım.

Sevim, Ayşe (2005) Feminizm. İstanbul: İnsan Yayınları.

Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması, Çev. Kıvanç Tanrıyar. İstanbul: Sel Yayıncılık.

Woolf, Virginia (2016) Kendine Ait Bir Oda, Çev. Sevda Duman. İstanbul: Aylak


5 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

12 Kızgın Adam Film Analizi

Film, bir duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini ölüm cezasına çarptırılan bir şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, ikna etme çabaları temelinde ilerlemektedir. Sanığın suçlu bulunması h

Comments


bottom of page